|
MADENCİLİK
SEKTÖRÜNÜN EKONOMİDEKİ YERİ Yurdumuz,
karmaşık jeolojisi ve tektoniğinin sonucu olarak çok çeşitli maden kaynaklarına
sahiptir. Ancak, bu karmaşık jeoloji ve tektonik, aynı zamanda maden yataklarımızın
küçük boyutlu ve çok parçalı olmasının da bir nedenidir.Çeşitlilik açısından dünyanın
zengin ülkelerinden biri olmamıza karşın,gerek toplam rezerv yönüyle ve gerekse
tek tek yatak boyutları kıyaslandığında geri sıralarda yer almaktayız .
Dünya rezervlerinde önemli paya sahip olduğumuz madenlerin başında bor gelmektedir.
Dünya bor rezervinin % 51’i yurdumuzda bulunmaktadır. Bunun dışında dünya perlit
rezervinin % 8.7’si, barit rezervinin % 7.1’i, sodyum sülfat rezervinin
%3’ü, cıva rezervinin % 3’ü, diatomit rezervinin % 2.9’u, linyit rezervinin %
2.2’si, antimuan rezervinin% 2.26’ sı,manyezit rezervinin %1.47’si,gümüş rezervinin
% 1.44’ ü, bakır rezervinin %0.37’si,krom rezervinin %0.40’ı ve altın rezervinin
%0.23’ü ülkemizdedir. Türkiye'nin 1996 yılı dünya
maden üretimindeki payları önem sırasına göre, bor da % 48, perlitte % 11.82,
manyezitte % 10,67, feldispatta % 7.92, kromda % 6.87, linyitte % 5.20, bentonitte
% 4.31, baritte % 2.38, grafitte % 2.18'dir. 1997
yılı maden ticaretimize değer ($) olarak bakacak olursak; İthal ettiğimiz madenlerin
başında taşkömürü, demir, linyit, kok kömürü, fosfat,bakır, zirkonyum, asbest,
kaolen; ihraç ettiğimiz madenlerin başında bor, krom, bakır, manyezit,çinko, feldispat,
mermer,barit ve pomza gelmektedir. 1997 yılı itibariyle ihracatımız 424 milyon
$, ithalatımız 934 milyon $'dır (petrol-doğalgaz hariç).
Doğal zenginliklerimiz açısından en önemli madenimiz olan BOR, dünya rezerv ve
üretiminde % 50’den fazla pay almakta olup, dış piyasada Türkiye'yi temsil etmek
durumundadır. Dünya bor piyasası Türk kolemanitinin hakimiyetindedir ve madencilik
sektörünün en büyük döviz kazancı bor ihracatından kaynaklanmaktadır. Dünya TRONA
rezervinin % 97.71'i ABD'de, geri kalanının %3' ünün Türkiye'de olması sebebiyle
trona varlığımız da dikkat çekici sayılabilir. Ekonomimiz
içindeki yeri sürekli gerileyen madencilik sektöründe, yatırım talebinin
azalma eğilimi göstermesi doğaldır. DPT yatırım teşvikleri incelendiğinde; Teşvik
belgelerinin sektörel dağılımında madencilik sektörünün payı 1987 yılında % 7.6,
1988'de % 2, 1989'da % 2.8, 1990'da % 2.7, 1991'de % 3.6, 1992'de % 2.9, 1993'de
% 2.8, 1994'de % 2, 1995'de % 0,6 ,1996’ da %1.3 ve 1997’ de %1.7 olmuştur.
Sabit sermaye yatırımlarında ise 1987 yılında % 2.8 olan
madencilik sektörünün payı 1988'de % 2.9, 1989'da % 2.2, 1990'da % 2.2, 1991'de
% 2.3, 1992'de % 2.3, 1993'de % 1.4, 1994'de % 1.5, 1995'de % 1.3, 1996’da %1.1
ve 1997’de %1.2 (tahmini) olarak gerçekleşmiştir. Arama
ve işletme yatırımlarının azalmasıyla, yapılan maden istihracı, potansiyelin gerisinde
kalmakta ve madenciliğimizin ekonomideki payı giderek küçülmektedir. 1986 yılından
önce GSMH dan % 2 oranında pay alan madencilik sektörünün bu payı, 1990’da % 1.58,
1991’de % 1.54, 1992’de % 1.35, 1993’de % 1.09; 1994’de % 1.39, 1995'de % 1.29,
1996’da%1.2 ve 1997’de %1.1 olarak gerçekleşmiştir. Madenciliğimizin
GSMH ‘daki payı ortalama % 1.5 civarında seyrettiği ve bu oranın 2 milyar $ lık
bir miktarı ifade ettiği görülmektedir. Bu oran Almanya ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde
de % 2-4 civarındadır. Miktar olarak bakıldığında bu oranların ifade ettiği rakamlar
Almanya'da 30 milyar $, ABD ‘de ise 150 milyar $'dır. Yani bu üIkelerde, madencilik
önemini korumaktadır ve bu miktarlarla aramalarını, işletmelerini ve teknolojilerini
geliştirmeleri mümkün olmaktadır. Ayrıca bu ülkeler sanayi
devrimlerini de madencilik sektörü sayesinde gerçekleştirmişlerdir. Gelişmekte
olan ülkelere baktığımızda ise madencilik sektörünün GSMH içindeki payının % 20'lerde
olduğunu görürüz. Bu oran da bu ülkelerde madenciliğin gelişmesi için bir kaynak
yaratıldığını açıkça göstermektedir. Gelişmekte olan bir ülke durumundaki Türkiye
bir yandan 1 milyonluk nüfus artışını besleyebilecek yatırım ve üretimi sağlamak,
diğer yandan fert başına düşen milli geliri artırarak halkın refah düzeyini yükseltmek
zorundadır. Bunu sağlayacak en önemli kaynaklardan biri olan madenciliğin katkısı
yetersiz kalmaktadır. ÜIkemiz maden ticareti rakamları dikkate alındığında, ithalatın
artmasına rağmen, ihracatın aynı seviyelerde kalması bu sektöre yeteri kadar önem
verilmediğinin göstergesidir. Madencilik sektörüne
yön verirken uzun vadede bir madencilik politikası oluşturulmalıdır. Bu politikanın
kalıcı olması yanında, zaman içinde değişip, yeni koşullara uyacak esnekliği de
göstermesi zorunludur. Ayrıca bu politika tespit edilirken maden potansiyelimiz
sağlıklı bir şekilde belirlenmeli ve doğal kaynaklarımızın tükenebilirliği göz
önüne alınmalıdır. Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, sektörün alt yapısını
oluşturan doğal kaynakların aranıp bulunmasının, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi
devlet tarafından yapılmasının zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Madencilik sektörümüzün
gelişmiş ülkeler düzeyine gelmesi ve ekonomimizde olması gereken yere ulaşması
için sektördeki belirsizliklerin en aza indirilmesi gerekmektedir. Arama
çalışmalarının sağlıklı yapılmasının önemini ve bunu devletin üstlenmesinin zorunluluğunu
bu şekilde vurguladıktan sonra, devlet, sınırlı kaynaklarını akılcı bir şekilde
aramalarda yoğunlaştırmalı ve işletme aşamasında kademeli olarak çekilmelidir.
Bu alan özel sektör çalışmalarına açılmalı ve özel girişimciler teşvik edilmelidir.
Bundan sonraki aşamada çalışmaların verimli olabilmesi için gerekli yasal ve kurumsal
düzenlemelerin yapılması ve bunlara işlerlik kazandırılması gerekmektedir. |