| MADEN
TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 12
KASIM 1999 DÜZCE DEPREMİ SAHA GÖZLEMLERİ VE ÖN DEĞERLENDİRME RAPORU (16
Kasım 1999) | | Dr.
Ö. Emre, Dr. T.Y. Duman, A. Doğan, Ş.Ateş, M.Keçer, Dr. T.Erkal, Dr. S. Özalp,
N.Yıldırım, N. Güner | |
| GİRİŞ |
| | 12
Kasım 1999 Cuma günü saat 18.57'de, Düzce ve yakın çevresinde can kaybı ve hasara
yol açan 7.2 büyüklüğü (magnitüd)’nde bir deprem olmuştur. Düzce merkez olmak
üzere Bolu’da da hasar yapan deprem, tüm Batı Anadolu’da hissedilmiştir.
17 Ağustos
1999 depremiyle ilgili saha çalışmalarını bir hafta önce tamamlayarak merkeze
dönmüş olan Doğal Afet Araştırma ekibimiz olay üzerine depremin birinci günü saat
14:00’de bölgeye ulaşarak depremle ilgili araştırmalara başlamıştır. Bu ön değerlendirme
raporu, adı geçen ekibin ilk iki gün içerisinde deprem bölgesinde yaptığı saha
tespitleri ve bunlardan çıkarılan ön sonuçları içermektedir.
12 Kasım
1999 Cuma günü saat 18:57’de, Düzce ve yakın çevresinde can kaybı ve hasara yol
açan 7.2 büyüklüğü (magnitüd)’nde bir deprem olmuştur. Düzce merkez olmak üzere
Bolu’da da hasar yapan deprem, tüm Batı Anadolu’da hissedilmiştir. 17
Ağustos 1999 depremiyle ilgili saha çalışmalarını bir hafta önce tamamlayarak
merkeze dönmüş olan Doğal Afet Araştırma ekibimiz olay üzerine depremin birinci
günü saat 14:00’de bölgeye ulaşarak depremle ilgili araştırmalara başlamıştır.
Bu ön değerlendirme raporu, adı geçen ekibin ilk iki gün içerisinde deprem bölgesinde
yaptığı saha tespitleri ve bunlardan çıkarılan ön sonuçları içermektedir.
| | | | |
DÜZCE
BÖLGESİNİN BİLİNEN AKTİF FAYLARI |
| | MTA
Genel Müdürlüğü’nce 1970’li yıllardan bu yana, ülkemizde deprem potansiyeli taşıyan
diri (aktif) fayların haritalanması ve bunların jeolojik özelliklerinin belirlenmesine
yönelik projeler yürütülmektedir. Bu projeler kapsamında 1987 yılında Türkiye’nin
belirlenebilen aktif fayları haritalanmış ve bunların deprem potansiyelleri
hakkında oldukça kapsamlı bilgi verilmiştir (Şaroğlu ve diğ., 1987). Bu raporda
yer alan harita ise, 1992 yılında basılarak ulusal ve uluslararası düzeyde konuyla
ilgili kamuoyuna sunulmuştur. 12 Kasım 1999 Depremine yol açan ve 17 Ağustos 1999
depreminde de batı bölümü kırılmış olan Düzce Fayı, bu her iki haritada da gösterilmiş
bulunuyordu. Daha sonra yine MTA tarafından bölgede yapılan araştırmalarda bunun
dışında Hendek Fayı’nın da deprem potansiyeli olan aktif bir fay olduğu üzerinde
durulmuştur. 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara depremi sonrası yapılan ayrıntılı saha
çalışmalarında, 17 Ağustos 1999 depremi nedeniyle Düzce ve Hendek fayları üzerine
stres transfer edildiği, dolayısıyla bu faylardaki deprem riskinin yükseldiği
vurgulanmış, bu fayın deprem beklentisi olan 40 km’lik doğu bölümü haritalarda
gösterilmiştir (Şekil 2)
(Emre ve Duman, 1999; Emre ve diğ., 1999 a, b, c).
En son olarak 17 Ağustos
1999 depremi sonrasında Cumhurbaşkanlığı makamı talimatları ve Başbakanlık Genelgeleri
doğrultusunda TÜBİTAK’ın koordinasyonunda, MTA-Ankara Üniversitesi tarafından
Düzce havzasındaki kent yerleşmeleri için, jeolojik açıdan daha güvenilir zeminlerden
oluşan yeni kent gelişim alanları belirleme çalışması yapılmış ve sonuçları rapor
edilmiştir. Bu raporda da Düzce Fayı’nın 40 km’lik doğu bölümünde yakın gelecekte
yıkıcı büyüklükte deprem beklentisi vurgulanmıştır. Bu rapor 10 Kasım 1999 günü
ilgili makamlara teslim edilmiş ve iki gün sonra da deprem meydana gelmiştir.
| | | | YÜZEY
KIRIĞI'NA (DEPREM FAYI) İLİŞKİN SAHA GÖZLEMLERİ |
| |
12 Kasım 1999 depremi, Düzce
Fayı’nın hareketi sonucu oluşmuştur. Bu fay Akyazı ile Bolu Dağı Tüneli arasında
D-B yönünde yaklaşık 73 km uzunluğundadır. 17 Ağustos 1999 depreminde Düzce Fayı’nın
Akyazı-Gölyaka arasında kalan 30 km’lik batı bölümü kırılmıştır. 12 Kasım 1999
depremi ise fayın Gölyaka doğusunda kalan 43 km’lik bölümünün kırılması sonucu
oluşmuştur (Şekil 3).
Bu yüzey kırığı Gölyaka
batısından başlar. Buradan doğuya doğru Efteni Gölü güneyinden geçerek, Kaynaşlı
yönüne doğru devam eder. Kaynaşlı ilçesi içerisinden geçerek E5 karayolunu yaklaşık
D-B yönünde keser, TEM otoyolu viyadükleri doğusunda çatallanarak doğuya doğru
iki kol halinde uzanır. Asarsuyu vadisindeki 5 km’lik bölümünde, henüz yapımı
devam eden TEM Otoyolu dolgusunda yer yer izlenen kırık, Bolu Tüneli kuzey girişinin
1.5 km batısına kadar izlenmiştir.
12 Kasım 1999 depremi yüzey
kırığının Efteni Gölü doğusunda kalan 33 km’lik kesiminde, sağ yönlü doğrultu
atımlı faylanma deformasyonu izlenmiştir. Bu kesimde fay zonunun genişliği 10
m ile 500 m arasında değişmektedir. Bu bölümünde seyrek aralıklı yapılan ölçümlerde,
fay blokları arasında maksimum 410 ± 10 cm’lik sağ yönlü yer değiştirme (atım)
gerçekleştiği gözlenmiştir. Maksimum atım fayın orta kesimine rastlamaktadır.
Efteni Gölü güneyinde, 5 km’lik bölümünde normal eğim atım ile sağ yönlü atım
birlikte (oblik atım) izlenmektedir. Burada 300 cm eğim atım, 300 cm’ de sağ yönlü
doğrultu atım ölçülmüştür. Gölyaka yöresinde 17 Ağustos 1999 kırığı ile aşmalı
olduğu 6 km’lik bölümünde, kırıktaki doğrultu atım doğudan batıya doğru azalmakta
ve en batı ucunda birkaç cm’ye düşmektedir.
17
Ağustos 1999 Doğu Marmara depremi yüzey kırığı birbirinden ayrı bölümlerden oluşurken,
12 Kasım 1999 Düzce depremi yüzey kırığı ise 43 km boyunca kesintisiz izlenen
bir kırık şeklindedir. 17 Ağustos kırığı ile aşmalı olduğu bölümün dışında, kırığın
batı ucu oblik faylanma şeklinde gelişmiştir. Efteni Gölü yöresindeki iki noktada
yapılan gözlemde, oblik faylanma düzleminin eğimi yaklaşık 550 olarak
ölçülmüştür. Şimdilik
az sayıda (toplam 30 gözlem noktası) yapılabilen ölçümlere göre maksimum sağ yönlü
doğrultu atım, deprem kırığının orta bölümlerini oluşturan Beyköy-Dağdibi yöresindedir.
Atım değerleri açısından yorumlandığında fayın 344000-350000
boylamları arasına rastlayan bu kesimi makrosismik episantr olarak değerlendirilmiştir.
Makrosismik episantr ile Efteni Gölü arasına rastlayan batı kesiminde doğrultu
atım ortalama 270-300 cm dolayındadır. Buna karşın aynı merkezden doğuya doğru
gidildiğinde atım miktarı sistematik olarak azalmakta ve doğu uçta sıfırlanmaktadır.
Atım miktarında gözlenen bu değişim, depremin 17 Ağustos 1999’da Düzce Fayı’nın
batı bölümünde gerçekleşen kırılmanın neden olduğu tetikleme sonucunda meydana
geldiğine yorumlanabilir. | | |
| FAYLANMA
İLE ORTAYA ÇIKAN YERALTI SUYU VE GAZ ÇIKIŞLARI |
| | | Gölyaka,
Eften gölü kenarında deprem esnasında, yüzeyde tutuşabilen yoğun gaz çıkışlarına
rastlanmıştır. Bu gazın yatay yayılımını ve kimyasal bileşimini belirlemek üzere
sahada araştırmalar yapılmıştır. Araştırmalar sonucunda gazın bileşiminin CO2
ve CH4 gazlarından oluştuğu saptanmıştır. Yapılan ölçümler, söz konusu gazların
yayılımının merkezden uzaklaşıldıkça seyreldiğini ve karışımın yüzdesinin oldukça
azaldığını göstermiştir.
CH4 gazının O2
ile CH4+ O2 = CO2 + 2H2O denklemi
gereğince yanabilmesi için karışım yüzdesinin %10’dan daha yüksek olması gerekmektedir.
Ancak söz konusu alanda bu oran, ölçümler sırasında bu değerden düşük bulunmuştur.
Tutuşması dışarıdan bir etki ile gerçekleşmektedir. Kabarcıklanmayı yapan gaz
bileşiminde, CO2 daha büyük paya sahiptir. Zaten tabakalar arasında
biriken bataklık ürünü CH4 gazını basınçla yukarıya taşıyan CO2
gazıdır. Bununla birlikte bataklık alanı olmasına rağmen H2S gazına
rastlanmamıştır. Bu da H2S gazı içeriğinin, gaz ölçüm aletinin ölçüm
hassasiyetinin altında kalmasından kaynaklanmaktadır.
Foto 17 ve 18’de görülen
su ve çamur kabarcıklanmasının nedeni yüksek sıcaklık değil, CH4 gazı
ile birlikte yükselen ve bileşim içinde yüksek yüzdeye sahip CO2 gazıdır.
Suyun sıcaklığı 25.4 oC olarak ölçülmüştür. Bu su büyük bir ihtimalle
derinden gelen ve 42.3 oC sıcaklıklı bölge suyu ile 9.1 oC
sıcaklığa sahip göl suyunun yaklaşık % 50 oranında karışmasından oluşmaktadır.
12 Kasım 1999 tarihinde
meydana gelen deprem sırasında oluşan kırık sistemleri, bataklık içinde biriken
CH4 gazının yüzeye çıkmasına yardımcı olmuştur. Gaz çıkışlarının sürekliliği
söz konusu değildir. Çünkü buradaki CH4 gazı, yerkabuğunun derinliklerinde
değil, daha önce bahsedilen bataklık ortamında oluşmuş ve tabakalar arasında depolanmıştır.
Eğer CH4 gazı kökeni yerkabuğunun derinlikleri olsaydı, yaklaşık 1
km yakında bulunan 42.3 oC sıcaklığa sahip bölge suyu ile birlikte
yer alması gerekirdi.. Fakat bu kaynak civarında yapılan ölçümlerde CH4
gazına rastlanmamıştır.
CH4 gazının,
yukarıda da bahsedildiği üzere devamlılığı bulunmamaktadır ve konsantrasyonu giderek
düşmektedir. Yerleşim yerlerine yakın noktalarda, ve zeminden 1 m. yükseklikte
yapılan gaz ölçümlerinde CH4 gazının varlığına ancak eser miktarlarda
rastlanmıştır. Dolayısı ile bu gaz bölge halkı için patlama ve zehirlenme gibi
tehlikeler arz etmemektedir.
Deprem sonucunda oluşan
kırıklar üzerinde ayrıca Rn ve CO2 gaz ölçümleri de yapılmıştır. Deprem
öncesinde aktif faylar üzerinde yüksek oranlarda olması beklenen bu gazların,
deprem sonrasında yapılan ölçümlerde oldukça düşük miktarlarda olduğu tespit edilmiştir.
Bölgede deprem ile birlikte
görülmeye başlayan bol miktardaki su çıkışları derinden gelen ve yüksek miktarda
toplam erimiş madde içeren çıkışlar değildir. Yapılan ölçümler çoğunun tatlı su
niteliğinde olduğunu göstermiştir. Göle olan boşalımları gölün kimyasal bileşimi
değiştirecek miktarda değildir. Dolayısı ile ekolojiye zarar vermesi söz konusu
değildir. | | |
| HASAR
DAĞILIMI İLE JEOLOJİK YAPI ARASINDAKİ İLİŞKİLER |
| | | 17
Ağustos 1999 Doğu Marmara depreminde olduğu gibi 12 Kasım 1999 Düzce depreminde
de can kaybına yol açan yapı hasarlarının çoğunluğu, zeminlerin niteliğine bağlı
olarak gelişmiştir. Afetlerdeki yapı hasarlarının Gölyaka-Kaynaşlı hattı ve Düzce
kenti olmak üzere iki bölgede yoğunlaştığı gözlenmiştir.
Gölyaka-Kaynaşlı Hasar Zonu; bu zondaki yapı hasarlarının büyük çoğunluğu,
deprem kırığının içinden geçtiği köy ve belde yerleşmelerindedir. Kırık üzerindeki
en fazla hasar Kaynaşlı ile Hacıyakup köyü (Gölyaka) arasındaki bölümdedir. Bu
yerleşmelerde çok sayıda bina kırık tarafından fiziksel olarak parçalanmış ya
da deformasyona uğratılmıştır. 17 Ağustos 1999 depremi ile karşılaştırıldığında,
bu depremde fay zonu üzeri ve yakın çevresinde hasarlı yapı sayısının az olduğu
görülür. Bu da, yapı yoğunluğunun az olması yanında, yerleşim yerlerinin daha
dayanımlı zeminler üzerinde yer almasının da rolü de büyüktür. Fay zonu üzerinde
bulunan en büyük yerleşme olan Kaynaşlı’da çok sayıda bina yıkılmış ve ağır hasar
görmüştür. Depremde
en fazla can kaybı ve yapı hasarı Düzce kentinde gerçekleşmiştir. Yapılan kısa
süreli gözlemlerde kentteki binaların yarısından fazlasında yıkılma ve ağır hasar
olduğu gözlenmiştir. Yıkılan binaların çoğunluğunun üç ve daha fazla katlı yapılar
olduğu dikkati çekmiştir. Kısa süreli gözlemlerde zemin davranışları hakkında
detay bilgi toplanamamış olmasına rağmen, 17 Ağustos 1999 depreminde Adapazarı’nda
olduğu gibi yan yatmış ve devrilmiş yapılar olması hasarlarda, sıvılaşma yolu
ile gerçekleşen zemin taşıma gücü yenilmesinin önemli payı olduğunu göstermektedir.
Deprem kırığına 5-10 km uzaklıkta olan kent, Düzce Ovası’nı oluşturan gevşek alüvyon
zeminler üzerindedir. Hasar, kent içerisinde belirli alanlarda yoğunlaşmıştır.
Bu yoğunluk zonları olasılıkla yeraltısuyu seviyesi yüksek olan eski akarsu kanal
dolgularının oluşturduğu zeminlerdir. Doğrudan fay zonu üzerinde yer almayan ve
Düzce Ovası çevresinde göreli olarak sağlam zeminler üzerinde bulunan yakın çevre
yerleşmelerinde (örneğin Gümüşova’da), Düzce’ye göre hasarın kıyaslanamayacak
ölçüde az oluşunda, yerel zemin özellikleri belirleyici olmuştur. |
| | | ALTYAPI
HASARLARI | | |
İki
günlük araştırma süresince, sadece ulaşım altyapısına ilişkin gözlemler yapılabilmiştir.
Deprem sonucunda Kaynaşlı’nın yakın doğusunda, E5 karayolu deprem kırığı tarafından
kesilmiş, Kaynaşlı-Bolu Dağı bölümünde de deprem nedeniyle ulaşımı etkileyen heyelanlar
oluşmuştur. TEM Otoyolu viyadükleri ile bu otoyolun Asarsuyu vadisinde yapım çalışmaları
sürdürülen kesiminde, deprem kırığının neden olduğu çeşitli deformasyonlar gelişmiştir.
Dip mahallesi doğusunda deprem fayı, yaklaşık 200’lik bir açı ile viyadükleri
geçmektedir. Bu zonda viyadüklerde kırılma ve yıkılmalar gelişmemiştir. Ancak,
geniş bir zonda viyadük tavan betonları arasında toplam 140 cm’lik açılma deformasyonu
oluştuğu ve bu açılmanın da faydaki atıma karşılık geldiği görülmüştür.
TEM otoyolunda izlenen ikinci
yapısal hasar bölgesi ise Dip mahallesi doğusundaki Kız tepe ile Bolu Tüneli kuzey
girişinin 1.5 km batısına rastlayan Asarsuyu vadisindedir. Bu kesimde, yaklaşık
5 km boyunca otoyol dolgusu deprem kırığı tarafından yer yer deformasyona uğratılmış
ve kaymalar (heyelan) gelişmiştir. Bu bölümde bir noktada 50 cm’lik sağ yönlü
yer değiştirme ölçülebilmiştir.
Deprem kırığı, Bolu Tüneli
kuzey girişinin 1.5 km batısına kadar izlenebilmiş, tünele yaklaştığı en doğu
ucunda kırıkta 2 cm sağ yönlü yer değiştirme ölçülmüştür. Tünelin içi ise incelenemediğinden
dolayı bu kesimde yapısal deformasyon olup olmadığı hakkında birşey söylenememektedir.
Kaynaşlı ile Efteni Gölü
arasında deprem kırığının geçtiği köy yollarında ulaşımı engelleyen kabarma ve
çökmeler ile birlikte 270-420 cm arasında değişen miktarlarda sağ yönlü ötelenmeler
gözlenmiştir. | | | | ÖN
SONUÇLAR | | |
- 12 Kasım 1999 Düzce depremi, Düzce Fayı'nın hareketi sonucu oluşmuştur.
- 73 km uzunluğunda
olan bu fayın 30 km’lik batı bölümü 17 Ağustos 1999 depreminde kırılmış bulunuyordu.
12 Kasım 1999 depremi ise fayın 43 km uzunluğundaki doğu bölümünün kırılması sonucunda
oluşmuştur.
- Bu deprem, 17 Ağustos
1999 depremine neden olan KAF’nın kuzey kolunu oluşturan fayların en doğusunda
bulunan segmenti üzerinde gerçekleşmiştir.
- 12 Kasım 1999 depremi,
17 Ağustos 1999’daki kırılmaların Düzce Fayı’nın doğu bölümünü tetiklemesi sonucu
gelişmiştir.
- Deprem kırığının doğu
bölümü sağ yönlü doğrultu atımlı, Efteni Gölü bölümü ise oblik faylanma mekanizmasını
yansıtır. Kırık üzerinde ölçülebilen maksimum sağ yönlü yer değiştirme 410 ± 10
cm, eğim atım ise 300 cm dolayındadır.
- MTA-Ankara Üniversitesi
tarafından hazırlanan “17 Ağustos 1999 Depremi sonrası Düzce (Bolu) İlçesi alternatif
Yerleşim Alanlarının Jeolojik İncelemesi” adlı raporda, Adapazarı-Düzce arasında
deprem riski artan faylar olarak Düzce fayının doğu bölümü ve Hendek fayı öngörülmüştü.
12 Kasım 1999 depremi ile Düzce fayındaki beklenti gerçekleşmiştir. Ancak Hendek
fayında henüz enerji boşalımı gerçekleşmemiştir.
- En fazla can kaybı
ve yapısal hasar, deprem kırığı üzerinde bulunan yerleşmeler ile Düzce kentinde
meydana gelmiştir.Gölyaka-Kaynaşlı hattındaki yapı hasarlarının çoğunluğu, deprem
fayının parçalaması sonucunda, Düzce kentindeki hasar ise zayıf zemin özelliklerine
bağlı olarak gerçekleşmiştir.
- Ulaşım altyapısında
da deprem kırığına ve heyelanlara bağlı olarak çeşitli deformasyonlar gelişmiştir.
Bölgede geniş bir alanda
yapılan ölçümler, suların ekoloji, direkt temas olmadığı sürece gazların ise insan
sağlığı üzerinde tehlike yaratacak seviyede olmadığını göstermektedir. CH4
gazının devamlılığı bulunmamaktadır ve konsantrasyonu giderek düşmektedir.
| | | | ÖNERİLER |
| | 1)
17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri, ülkemizde çok katlı yapılaşmanın yoğun
olduğu gevşek alüvyon zeminler üzerinde bulunan yapılarda, büyük can kaybı ve
hasarın olabileceğini bir kez daha göstermiştir. Ülkemizde, yürürlükte olan ve
yapılaşma parametrelerini belirleyen Deprem Yönetmeliği dünya standartlarındadır.
Ancak meydana gelen her yeni deprem, yapıların projelendirilmesi,uygulanması ile
zemin nitelikleri arasında gerekli teknik bağlantının kurulamadığı veya denetimlerin
yeteri kadar yapılamadığı gerçeğini de ortaya koymaktadır. Bu da, deprem bilincinin
ulusal kültürümüze yerleşmemiş olmasının payı büyüktür. Bu bilinç yerleşene kadar,
kentsel gelişme alanlarının jeolojik açıdan depremlerden daha az etkilenebilecek
sağlam zeminler üzerinde planlanması, en pratik ve ekonomik yöntem olarak görülmektedir.
Depremden en çok etkilenmiş olan Düzce ve Kaynaşlı yerleşmelerinin yeniden yapılandırılmasında,
bu anlayış temel alınmalıdır. 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında MTA ve Ankara
Üniversitesi’nin işbirliği ile bu kentlere alternatif kalıcı yerleşme alanlarının
belirlenmesine yönelik çalışma yapılmıştır. Deprem sonrasında söz konusu yerleşimler,
adı geçen raporda belirtilen öneri alanlarında yapılandırılmalıdır. 2)
TEM Otoyolu ve viyadükleri, bu tip çok yüksek maliyetli mühendislik yapılarının
jeolojik ve depremsellik açısından ayrıntılı araştırmalar yapılmadan projelendirildiğini
gösteren en son örneklerdir. Bu örnekler, gelecekte yapılabilecek çizgisel mühendislik
yapılarının güzergah seçimi, projelendirilmesi ve uygulamalarında bölgesel ve
yerel ayrıntılı jeolojik araştırmaların yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
| | | | DEĞİNİLEN
BELGELER | | |
Emre, Ö., Erkal,
T., Tchepalyga, A., Kazancı, N., Keçer, M. ve Ünay, E., 1998, Doğu Marmara bölgesinin
Neojen-Kuvaterner’deki evrimi. MTA Derg., 120, 211-234. Emre, Ö. ve Duman,
T.Y., 1999, 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara Depremi saha gözlemleri ve ön değerlendirme
raporu. MTA. Gn. Md.lüğü Jeoloji Etütleri Dairesi, Ankara. Emre, Ö., Duman,
T.Y. ve Doğan, A., 1999a, 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara depremi yüzey kırığı (deprem
fayı) haritası ve ön değerlendirme raporu, M.T.A. Gn. Md.lüğü Jeoloji Etütleri
Dairesi, 22s. Emre, Ö., Duman,
T.Y., Awata, Y., Yoshioka, T., Tsukuda, E. and Doğan, A., 1999b, The surface rupture
of 17 August 1999 Marmara Earthquake: Segmentation and offsets. Conference on
Earthquake Hazard and Risk in the Mediterranean Region, EHRMR’99, Abstracts, Near
East Univ., North Cyprus. Emre, Ö., Duman,
T.Y., Awata, Y., Yoshioka, T. ve Doğan, A., 1999c, 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara
Depremi Yüzey Kırığı: Eş zamanlı üçlü faylanma örneği. Aktif Tektonik Çalışma
Grubu 3. Toplantısı, Bildiri Özleri, 4-5 Kasım 1999,Cumhuriyet Univ., Sivas. Maden Tetkik
ve Arama Genel Müdürlüğü-Ankara Üniversitesi Ortak Araştırma Projesi, 1999, 17
Ağustos 1999 Depremi Sonrası Düzce (Bolu) İlçesi Alternatif Yerleşim Alanlarının
Jeolojik İncelemesi. Koordinatör: TÜBİTAK, 59 s. Şaroğlu, F.,
Emre, Ö. ve Boray, A., 1987. Türkiye’nin diri fayları ve depremsellikleri. MTA
raporu 8174, 394 s. Şaroğlu, F., Emre, Ö. ve Kuşcu, İ., 1992, Türkiye Diri Fay
Haritası. MTA Yayını. |
|